Amerika’dan Sudan’a yeni yaptırımlar: “Savaş suçlarının” durdurulması çalışmaları devam ediyor

Haber gorseli

Yüzleri tahrif olmuş çocuklar, dinmeyen çığlıklar, bilincini kaybetmek üzere olan yaralı erkekler… Sudan Acil Durum Avukatları grubu tarafından 23 Temmuz 2026 Perşembe günü yayınlanan bir video, ordunun Mavi Nil eyaletinde gerçekleştirdiği hava saldırısının bıraktığı yıkımı gözler önüne serdi.

Grup tarafından yapılan açıklamada, Mavi Nil eyaletindeki Güney Badiye bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin toplandığı bir alanı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısında çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan onlarca sivilin hayatını kaybettiği ve yaralandığı belirtildi. Açıklamada saldırının sorumluluğu Sudan ordusuna yüklendi.

Kurbanların “çatışmaların ortasında, yardımsızlık ve zorluklar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yerinden edilmiş kişiler” olduğu vurgulandı.

Saldırıyı kınayan grup, uluslararası insancıl hukuk uyarınca özel koruma altında olan sivillerin ve yerinden edilmiş kişilerin hedef alınmasının ciddi bir ihlal teşkil ettiğini, sivillerin kasıtlı olarak hedef alınması veya ayrım gözetmeksizin rastgele saldırı düzenlenmesi durumunda bunun bir *savaş suçu* sayılabileceğini belirtti.

Acil Durum Avukatları, saldırının sivillere yönelik ihlallerin tırmandığını, yerleşim yerlerinin ve mülteci kamplarının hedef alınmaya devam ettiğini gösterdiğini, bunun da çatışmanın taraflarının sivilleri koruma yükümlülüklerini yerine getirmede başarısız olduğunu yansıttığını ifade etti.

Grup, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını, olaya ilişkin bağımsız ve şeffaf bir soruşturma açılmasını, sorumluların hesap vermesini, ayrıca insani yardım ve malzemelerin acil ve güvenli bir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınarak yerinden edilenler için insani koridorlar açılmasını talep etti.

Bu saldırı, Sudan ordusunun siviller üzerinde geniş etki yaratan savaş yöntemlerini kullandığına dair suçlamaların arttığı ve ABD’nin Port Sudan yönetimine karşı daha fazla yaptırım uygulamasına yol açtığı bir döneme denk geldi.

ABD’DEN YENİ YAPTIRIMLAR

Washington’ın, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna varmasının ardından, Port Sudan’daki iktidara yönelik yeni ABD yaptırım paketi *20 Temmuz 2026*’da yürürlüğe girdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Port Sudan’daki yetkililerin Kimyasal ve Biyolojik Silahların Yayılmasını Önleme Yasası ile Kimyasal Silahlar Sözleşmesi’nde öngörülen yükümlülükleri yerine getirmede başarısız olduğunu teyit etti.

Açıklamada, ordu komutanı Abdülfettah el-Burhan tarafından iddiaları soruşturmak üzere kurulan komisyonun, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) bağımsız doğrulama mekanizmasının yerini alamayacağı belirtilerek, Hartum’un OPCW ile iş birliği yapması ve anlaşmaya uyumu yeniden sağlamak için pratik adımlar atması gerektiği vurgulandı.

Yeni yaptırımlar şu kısıtlamaları içeriyor:

İnsani yardımlar hariç olmak üzere, uluslararası finans kuruluşlarından Port Sudan hükümetine kredi, mali veya teknik yardım sağlanmasına ABD’nin karşı çıkması.

Sudan’a yönelik çoğu mal ve teknolojinin ihracatına kısıtlamalar getirilmesi.

İhracat ve yeniden ihracat izinlerinin verilmesinde daha katı bir politika izlenmesi.

Port Sudan hükümetinin kontrolü altındaki havayolu şirketlerine kısıtlamalar getirilmesi.

KUZEY KORDOFAN’DA VARİL BOMBASI VE KİMYASAL ŞÜPHELERİ

Buna paralel olarak insan hakları örgütleri, son haftalarda Kuzey Kordofan’ın Cebre eş-Şeyh bölgesinde askeri nakliye uçaklarından atılan varil bombalarıyla düzenlenen hava saldırılarını belgeledi. Söz konusu saldırılar siviller arasında ölü ve yaralanmalara yol açarken, rastgele saldırıların tırmanacağı yönünde endişeleri artırdı.

Cezire İnsan Hakları Gözlemevi’nin 20 Temmuz 2026 Pazartesi günü yayınladığı açıklamaya göre, Kuzey Kordofan eyaletindeki yerel kaynaklar; Ümmü Kırfe, Hammadab, Ümmü Tekirat köyleri ve Hariz köyleri dahil olmak üzere eyaletteki birçok bölgeyi kapsayan hava saldırılarının gerçekleştiğini bildirdi ve olayların aydınlatılması için acil soruşturma çağrısında bulundu.

Gözlemevi, bazı cesetlerde olağandışı boğulma, şekil bozukluğu ve yanık vakalarının görüldüğünü, ayrıca tanıkların alışılmadık olarak nitelendirdiği gaz kokuları ve duman bulutlarının yayıldığını belirtti. Saldırılar yoğun olarak nitelendirilirken, varil bombası kullanımının doğrudan sivilleri yaraladığı, aralarında çocuk ve kadınların da bulunduğu onlarca sakinle birlikte ölüm ve yaralanmalara neden olduğu aktarıldı.

Açıklamada ayrıca, bombardımanın su kaynaklarını ve büyükbaş hayvan sürülerini de hedef aldığı, bunun hayvancılık sektöründe büyük kayıplara ve çok sayıda su istasyonunun yıkılmasına yol açtığı ifade edildi. Tanıkların, ordunun uluslararası düzeyde yasaklanmış silahlar ve maddeler kullandığını iddia ettiği kaydedildi.

EL-UBEYD’DE TIRMANIŞ VE “İNSAN KALKANI” STRATEJİSİ

Bu gelişmelerin ortasında, Step News ajansı, Sudan ordusuyla müttefik olan ve Müslüman Kardeşler örgütüyle bağlantılı, ABD tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan *”El-Bara bin Malik”* tugayının, Kuzey Kordofan eyaletinin başkenti El-Ubeyd’e “yasaklanmış” silahlar soktuğunu bildirdi.

Sivil ve eğitim tesislerinin tugay tarafından kullanılmasından ötürü sivillerin güvenliğine yönelik artan endişeler arasında; saha düzenlemeleri ve yeniden konuşlanma kapsamında Ridif mahallesindeki Eğitim Fakültesi binaları ile Kordofan Üniversitesi’ne ait tesislerin yanı sıra kentin batı mahallelerindeki noktaların askeri karargaha ve bu cephaneliğin depolandığı merkezlere dönüştürüldüğü, bunun da bölgedeki devam eden güvenlik gerilimleri gölgesinde halkın hayatını tehlikeye attığı bildirildi.

Arab Files gazetesine göre, Kuzey Kordofan’da gerilim tırmanırken, sahadaki veriler ve stratejik analizler, Sudan ordusu ile Müslüman Kardeşler’e bağlı unsurlar tarafından yönetilen devasa bir medya makinesinin varlığına işaret ediyor. Bu makinenin, “yaklaşan saldırı” anlatısını yayarak uluslararası ve yerel dikkatleri “El-Ubeyd” kenti üzerinde yoğunlaştırmayı amaçladığı belirtiliyor.

Haberde şu değerlendirmelere yer verildi:

“Bu planlı medya gürültüsünün tesadüf olmadığı, aksine diğer hayati cephelerdeki şüpheli askeri hareketleri örtbas etmeyi ve güç dengelerinden ziyade gerçeklerin tahrif edilmesine dayanan bir çatışmada sivilleri medya yakıtı ve insan kalkanı olarak kullanmayı amaçlayan bir güvenlik stratejisinin parçası olduğu ifade edilmektedir.”

Gazete, sivilleri koruma iddialarının sahtekarlığını ifşa eden en belirgin çelişkinin ordunun sahadaki fiili uygulamalarında yattığına dikkat çekti. El-Ubeyd’deki askeri liderliğin halkı varsayılan bir saldırıdan korumaya çalıştığını iddia ettiği sırada, kontrol noktalarının sivillerin şehirden ayrılmasını zorla engellediği belirtildi.

Sahadaki kanıtlar, şehirden çıkışların yasaklanmasının güvenlik önleminden ziyade kent sakinlerini insan kalkanına dönüştürmeyi amaçlayan askeri bir strateji olduğunu gösteriyor. Bu tutum, “sivillerin askeri amaçlarla kullanılmasını” uluslararası soruşturma gerektiren bir savaş suçu olarak kabul eden Birleşmiş Milletler ve insan hakları komitelerinin uyarılarıyla birebir örtüşmektedir.

yok

Author: Onur Şahin